Güven Duygusunun Temelleri Atılmazsa…
- Yurdagül Tabakcı

- 3 gün önce
- 2 dakikada okunur
Bebeklik döneminde temelleri atılamayan “güven duygusu”, bireyin tüm yaşamını şekillendirir. “Dünya güvenlidir” algısının yerini, kronik bir belirsizlik ve tehdit algısı aldığında yaşam, kusurlu bir temel üzerine inşa edilir. Bu durum, bireyin kendilik algısını ve ötekine olan yaklaşımını da belirleyen bir hal alır. Ebeveynine güvenli bir bağla bağlanamamış çocuklar, akranlarından belirgin şekilde ayrışırlar. Bu çocuklar genellikle iki uçtadırlar: Ya aşırı uyumlu ve “sorunsuz” görünerek varlıklarını ispat etmeye çalışırlar ya da hırçın, saldırgan ve kontrolcü bir tutumla dünyadan intikam alırlar. Bu çocukların iç dünyasında derin bir “hiçlik” ve “yabancılaşma” duygusu hakimdir.
Bebeklikte temelleri atılamayan güven duygusu, toplumsal bir kırılmanın da habercisidir. Okullarda “salgın”gibi yayılan akran zorbalığı, aslında temel güven eksikliği yaşayan çocuğun yaşadığı “değersizlik” duygusuyla baş etme çabasıdır. Kendi iç dünyasındaki belirsizliği ve acizliği yönetemeyen çocuk, bir başkası üzerinde tahakküm kurarak sahte bir “güç ve kontrol” alanı yaratır. “Hiçlik” duygusu o kadar ağırdır ki… Çocuk bu boşluğu bir başkasını ezerek, yani “varlığını ötekinin yokluğu üzerinden kanıtlayarak” doldurmaya çalışır.
Son günlerde Türkiye’de okullarda gözlemlenen şiddet ve silahlı saldırı vakalarını anlamak için de bireyin gelişimsel arka planına bakmak gerekir. Aile içinde sevgi ile sınır arasındaki denge, bu noktada belirleyici bir rol oynar. Sınırın olmadığı bir sevgi, çocuğa gerçeklik duygusu kazandırmaz. Öte yandan sevginin olmadığı, yalnızca kural ve otoritenin baskın olduğu bir yapı ise çocuğun iç dünyasında derin bir değersizlik ve yetersizlik hissi oluşturur. Sağlıklı gelişim, ancak sevginin kapsayıcılığı ile sınırın düzenleyiciliğinin birlikte var olduğu bir ilişkisel zeminde mümkündür.
Sevgi, çocuğa “Değerlisin” mesajını verirken sınır, “Dünya senin etrafında dönmüyor ama bu dünyanın içinde senin de bir yerin var” bilgisini kazandırır. Denge bozulduğunda, çocuk hem davranış düzeyinde hem de varoluşsal düzeyde bir yön kaybı yaşar. Sevgiyle beslenmeyen ve sınırlarla yapılandırılmayan ilişkisel ortam, çocuğun hem kendilik algısını hem de dünyayla kurduğu bağı zedeler. Tam da bu noktada kendini hiçbir yere ait hissetmeyen, duygusal olarak köksüz kalan ve içsel dünyasında anlamlı bağ kuramayan bir birey “doğar…”



Yorumlar