1-3 Yaş Döneminde Özerklik Gelişimi
- Yurdagül Tabakcı

- 3 gün önce
- 2 dakikada okunur
Erken çocukluk dönemi, bireyin tüm yaşamına yön verecek temel duygusal ve psikolojik yapıların şekillendiği bir evredir. Bu süreçte çocuk kendine, çevresine ve dünyaya dair ilk inançlarını oluşturur. Özellikle 1–3 yaş döneminde çocuklar “Ben kimim?” ve “Neleri yapabilirim?” sorularına ilk yanıtlarını verirler. Bu nedenle, çocuğun bu süreçte yaşadığı deneyimler ve bakım verenlerin tutumları, onun özgüven, özerklik ve yeterlilik duygularının temelini oluşturur.
1-3 yaş arasındaki dönem, çocuğun hem bedensel hem zihinsel anlamda hızlı bir gelişim yaşadığı, kendi benliğini keşfetmeye başladığı bir süreçtir. Bu evrede çocuk artık yürüyebilir, konuşabilir, basit cümlelerle isteklerini ifade edebilir ve temel öz bakım becerilerini (yemek yemek, giyinmek, tuvaletini söylemek gibi) denemeye başlar. Bu yeni beceriler,çocuğa dünyayı artık “kendi kontrolü altında tutabileceği” hissini verir. Ancak bu his, çevresindeki yetişkinlerin tepkileriyle ya güçlenir ya da bastırılır.
Bu dönemin temel psikososyal çatışması, şu soruda özetlenir: “Kendi eylemlerim üzerinde kontrol sahibi olabilir miyim, yoksa başkaları mı benim yerime karar verir?” Eğer ebeveyn veya bakım veren, çocuğa kendi hızında keşfetme,deneme ve hata yapma fırsatı tanırsa çocuk, “Ben yapabiliyorum” duygusunu geliştirir. Bu, “özerklik” duygusunun oluşumudur.
Ancak yetişkinler aşırı koruyucu, sabırsız ya da cezalandırıcı davranırlarsa, çocuk kendi kapasitesinden şüphe etmeye başlar. Bu durumda çocukta utanç, yetersizlik ve güven eksikliği gelişir. Örneğin, kaşığı eline alıp kendi kendine yemek yemek isteyen bir çocuk düşünelim… Eğer ebeveyni sabırla bekleyip yemek dökülse dahi çocuğun denemesine izin verirse, çocuk yalnızca kaşığı kullanmayı değil; aynı zamanda “kontrolün kendisinde” olduğu duygusunu öğrenir. Dökülen yemek, öğrenme sürecinin doğal bir parçasıdır. Fakat ebeveyn “Yapamıyorsun, ver ben yapayım!” diyerek - dile getirmese de eylemi ile bunu söylemiş oluyor -elinden kaşığı alırsa, çocuk kendi potansiyeline olan güvenini de kaybeder. Benzer şekilde, yürümeyi yeni öğrenen bir çocuk düşünelim… Düşüp kalkarken ebeveyn her seferinde hemen müdahale eder, “Dikkat et, düşeceksin!” diye sürekli uyarırsa, çocukta dış kontrol algısı gelişir; yani “Ben kontrol etmiyorum, annem kontrol ediyor.” Oysa ebeveyn temkinli ama cesaret verici bir şekilde, “Denemeye devam et, sen yapabilirsin” diyerek çocuğa güvenli bir alan tanırsa, çocuk hem fiziksel becerilerini hem de duygusal dayanıklılığını güçlendirir.
Bu dönemde çocuk, yapabildiği, başarabildiği her deneyiminde öz-değer kazanır. Her “Bırak ben yapayım” müdahalesinde ise biraz daha içine kapanır. Dolayısıyla bu evre, aynı zamanda derin bir kimlik inşası sürecidir. Çocuk, kendi eylemleri üzerinde ne kadar söz hakkı olduğunu öğrenirken aynı zamanda şu temel inancı da şekillendirir: “Kendime güvenebilir miyim, yoksa sürekli birinin yönlendirmesine mi ihtiyaç duyarım?”
Sonuç olarak, 1-3 yaş dönemi çocuğun kendine dair algısının inşa edildiği bir süreçtir. Ebeveynin tutumu, çocuğun “yapabilirim” duygusunu besleyebileceği gibi, farkında olmadan onu bastırabilir de. Sabır, güven ve alan tanımak; çocuğun hem bağımsızlık duygusunu hem de içsel gücünü destekler. Çocuğun denemesine, hata yapmasına ve kendi deneyimleriyle öğrenmesine izin vermek, uzun vadede kendine güvenen, sorumluluk alabilen ve yaşamla daha sağlıklı ilişki kuran bireylerin yetişmesine katkı sağlar.



Yorumlar