top of page

Eğitimde Eşitsizlik

Eğitim üzerine konuşurken çoğu zaman kendimizi rahatlatacak cümleler kuruyoruz. “Elimizden geleni yapıyoruz”, “şartlar böyle”… Ama gerçek şu ki, gözümüzün önünde büyüyen bir sorun var ve biz çoğu zaman sadece yön değiştirerek ondan kaçtığımızı sanıyoruz.


Bugün en temel meselelerden biri fırsat eşitsizliğinin normalleşmesi. Özellikle özel okulların “güvenlik” üzerinden yaptığı reklamlar, bana göre bu sorunun en çarpıcı göstergesi. Çünkü güvenlik bir ayrıcalık değildir; her çocuğun en temel hakkıdır. Bir okulun en büyük vaadi “çocuğunuz burada güvende” ise, burada durup düşünmemiz gerekir. Neden bazı çocuklar için güvenlik satın alınabilir bir hizmete dönüşmüş durumda? Ve biz bunu nasıl bu kadar kolay kabullendik?


Veliler olarak çoğu zaman iyi niyetle hareket ediyoruz. “Çocuğum güvende olsun” diyerek binlerce lira ödüyoruz. Ama farkında olmadan şunu da öğretiyoruz: Güvenlik bile parayla alınan bir şeydir. Bu sadece ekonomik bir fark yaratmıyor; çocukların dünyayı algılayışını da şekillendiriyor. Parayla okuduğunu bilen çocuk, bunu öğretmenine karşı bir güç olarak kullanabiliyor. Bu durum eğitim ortamında görünmeyen ama çok güçlü bir çatlak oluşturuyor. Disiplinin zayıfladığı, saygının aşındığı bir yerde ise eğitim sadece bir formaliteye dönüşüyor.


Öte yandan devlet okulları… Aslında çözümün merkezinde olması gereken yerler, ama çoğu zaman terk edilen, kaçılan alanlar haline geliyor. Adres değişiklikleriyle belli okullara yığılma yaşanırken, diğer okullar adeta kaderine bırakılıyor. Bu sadece bir “okul tercihi” meselesi değil; bu, toplumun kendi içinde ayrışmasının başlangıcı. Bir yerdeki çocuklar “seçilmiş”, diğerleri “geride kalan” olarak etiketleniyor. Ve bu etiketler, çocukların zihninde sandığımızdan çok daha derin izler bırakıyor.


Bugün çocukların birbirine tahammül edemediği, empati kurmakta zorlandığı bir ortamdan şikayet ediyorsak, bunun temelleri tam da burada atılıyor. Aynı mahallede büyüyen çocukların bile farklı dünyalara ait hissetmesi, gelecekte çok daha büyük kopuşların habercisi olabilir. Bu karanlık tabloyu görmeden, sadece kendi çocuğumuzu koruyarak bu sorundan çıkamayız.


Bir diğer sessiz kriz ise müfredat. Açık konuşmak gerekirse, birçok çocuk bugün neden öğrendiğini bilmediği bilgilerle dolu bir sistemin içinde. Dünya hızla değişirken, meslekler dönüşürken, yapay zekâ hayatın her alanına girerken; müfredatın bu değişime ayak uydurmakta zorlandığı açık. Çocuk soruyor: “Ben bunu neden öğreniyorum?” Ve çoğu zaman bu soruya net, ikna edici bir cevap veremiyoruz.


Bu cevap verilemediğinde ne oluyor biliyor musunuz? Çocuk sadece dersten kopmuyor; hayattan da kopmaya başlıyor. Bir yanda sosyal medyada anlamsız içeriklerle kısa yoldan para kazanan insanlar, diğer yanda “oku, çalış, belki bir gün işe yarar” diyen bir sistem… Bu çelişki, çocukların iç motivasyonunu sessizce yok ediyor. Ya tamamen amaçsız bir boşluğa düşüyorlar ya da sadece sınav başarısına odaklanmış, ama neden yaşadığını bilmeyen bireylere dönüşüyorlar.


Ve biz hâlâ “hangi okul daha iyi?” sorusunu soruyoruz.

Oysa belki de sormamız gereken soru şu: Bu sistem, gerçekten çocuklarımızı hayata hazırlıyor mu?Ailelerin rolü burada daha da kritik hale geliyor. Çünkü okul ne kadar iyi olursa olsun, çocuk evde duyduğu ile okulda gördüğü arasında bir kopukluk yaşıyorsa, o boşluk büyüyor. Velinin okulla bağı zayıfsa, çocuk bu iki dünya arasında yalnız kalıyor. Ve yalnız kalan çocuk, yönünü çoğu zaman en kolay olana çeviriyor.


Bugün geldiğimiz noktada, sorunları yumuşatarak anlatmanın kimseye faydası yok. Çünkü gerçekler zaten yeterince sert. Güvenliğin parayla satıldığı, okulların ayrıştığı, müfredatın geride kaldığı bir sistemde; biz sadece “kendi çocuğumuzu kurtarmaya” çalışırsak, aslında hiçbirimizi kurtaramayız.


Çünkü bu hikâyenin sonunda, aynı toplumda yaşamaya devam edeceğiz. Ve çocuklarımız, bizim bugün görmezden geldiğimiz bu eşitsizliklerin içinde büyüyen yetişkinler olacak.


Belki de en rahatsız edici ama en gerçek soru şu:

Güvenliğin bile parayla satın alındığı, okulların giderek ayrıştığı ve çocukların anlam bulmakta zorlandığı bir sistemde; biz gerçekten onları hayata hazırlayan kararlar mı alıyoruz, yoksa sadece kendi içimizi rahatlatan seçimler mi yapıyoruz?

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page